  İnsan var olduğu günden bu yana hep hürriyet arayışı içinde olmuştur. Bu arayış yer yer onun kendi iradesini sezişi ve onu tam gerçekleştirmeye çalışması, zaman zaman da dinle, devletle, hatta örf, adet ve ahlakla savaşması şeklinde cereyan etmiştir. 2003 senesinin Mart ayında uluslararası gençlik festivalinde (ISFiT) Norveç’in Trondheim şehrinde katılımcılar arasındaydım. Batıdan gelen gençlerle “Doğu toplulukların mevcut durumlarını ve intihar eylemleri”ni tartışıyorduk, ama anlamaya çok zorlanıyorlardı. Nasıl bir ruh hali, insanın canına göz göre göre kıyabilirdi? Batı ülkelerin vatandaşlarını ürküten, anlayamadıkları bir olaydı bu.
“Bu kadar büyük bir cani olabilmek için insanlıktan nasibini almamış olmak gerek” gibi cümleler söyledi katılımcılar. Oysa insanlığın görmediği tür katliamlar, seri cinayetler Batı'da meydana gelebiliyordu. İnanmayan Michael Moore’un yaptığı belgesellere, aktüalite programlarına bakabilirler. Batı toplumları, bu resimler yayınlandıktan sonra bir insanın nasıl canavara dönüşebildiğini belki biraz anlayabilir. İnsanlık dışı işkenceler, akıl almaz iğrençlikler sergilerken, bir de kameralara “işlem tamam” işareti yapan bayanın yüzündeki tebessümü gördünüz mü? Sanki normal bir fabrika işçisiymiş de rutin bir vardiyada görevini yerine getiriyormuş gibi… Şimdi kendinizi bir Iraklı yerine koyun ve eşinize, dostunuza, kocanıza, karınıza, ananıza, babanıza bunların yapıldığını varsayın.
Bakalım ne hissedeceksiniz? Bunu yapanlar bir de karşınıza çıkıp, size özgürlük ve insanlık getirdiğini iddia ederse ve hiç kimseye hesap vermeyeceklerini bile bile bunları yaparsa ne yaparsınız? Onlara sistematik karşı koyma gücünüz yoksa, çaresizlik ve bu acziyet tepenize binmişse nasıl bir ruh hali takınırsınız? Şark coğrafıyasında onur ve izzet-i nefs hayattan çok daha önemlidir. Dahası cennet ve cehennem temennilerinden de önemli algılanırlar. İntihar saldırıları dine sığmaz, ahlak kaldırmaz, vicdan kabul edilmez.
Ama onuru zedelenmiş bir adam için oldukça rasyonel bir tavırdır. Amerikalılar Irak esirleri ne şekilde konuşturmayı planlıyordu bilinmez; ama birçoğunun canlı bomba olup konuşacakları da şüphe götürmez. Demem o ki, bu işkenceci ruh halinin, ne farkı var canlı bombadan? Yıllar boyu bir psikopat diktatörün çizmesi altında ezilmek. Sonra bambaşka kültürlerden, dillerden askerlerin botlarının altında çiğnenmek. Ne büyük bir imtihandır bu?
Ne farkı var Sadam ile bu işkenceci işgalcilerin? Ne değişti Irakta? Daha önce de o hapishanelerde çürütülüyorlardı, şimdi de üstelik işgal güçlerinin hayasız bin bir çeşit sadist uygulamalarıyla gururları, onurları, erkeklikleri, kadınlıkları yerle bir ediliyor. Bu mudur Batının vaat ettiği demokrasi, bu mudur insanca yaşamak? Amerikan ve İngiliz askerlerinin Iraklılara yaptığı işkenceler dünyayı ayağa kaldırıldı. Hele “Daily Mirror” gazetesinin, bir İngiliz askerinin, başına çuval geçiren çekilmiş fotoğrafını yayınlanması herkesi dehşete düşürdü.
Amerikan ve İngiliz askerlerinin Iraklılara yaptıkları, ilk bakışta dehşet verici görünüyor. Batılıların cibilliyeti araştırılıp sorgulandığında ise Iraklılara yapılan insanlık dışı işkencelerin hiç de şaşırtmıyor insanları…. 1 Köleleri, vahşi kaplanlı arenalara mancınıkla atanlar, ne Asyalıydı, ne de Afrikalı, Avrupalıydılar. 2 İnsanları gaz odalarında veya Auschwitz kamplarında ölüme gönderen Hitler, ne Asyalıydı ne de Afrikalı, Avrupalıydı. 3 Engizisyon mahkemeleri Asya veya Afrika’da değil, Avrupa’da kurulmuştu. İsviçreli tarihçi Walter Nigg, bakın neler anlatıyor: Baş parmağı sıkarak işkence yapmaya yaran alet şöyle kullanılırdı… parmaklar mengenelere yerleştirir ve kemikler kırılana, kan fışkırana kadar aletin vidaları sıkılır.
Suçlu, demir işkence sandalyesine de oturtulabilirdi. Bu sandalyenin sivrileştirilmiş demir çiviler vardı. Çiviler korlaşana dek aşağıdan ısıtılır, sonra da kurban üzerine oturtulurdu. Bot denilen işkence aleti ise kaval kemiğini kırmak için kullanırdı. Diğer popüler işkence yöntemi ise kişiyi askı ya da tekerleğe bağlayıp, iki tarafında kol ve bacakları kırılıncaya kadar germekti. Bu arada bedenin üzerine taşlarla ağırlık yapılırdı.
İşkencecilerin çığlıklara rahatsız olamaması için de kurbanın ağzı bezle kapatılırdı. Üç dört saat süren işkenceler çok yaygındı. Bu işlemler sırasında, işkence aletlerine devamlı kutsal su dökülürdü. Kendi soylarından olan insanların sırf Katolik ve Protestan ayrımı yüzünden böylesi bir vahşeti reva görenlerin bugün Irak’ta Müslümanlara yaptıkları çok görmemeli! Eskiden işkence aletlerinin kutsal su döküyorlardı, şimdi işkence yaptıkları insanların üstüne işiyorlar! Onuru kırılan, işkence gören her Iraklı önce kendi günah galerimizi bize anımsatmalı.
Cezaevi baskınlarını yanlı veren, insanlık dışı işkenceleri görmezden gelen, güce tapan medyanın başkasının üzerinden günah çıkartması inandırıcı olmuyor! Dünyada bir tarihi gerçek (factoid) vardır. Bütün büyük İmparatorluklar son 15-20 yıllarını savaşarak geçirmişlerdir. Örnek vermek gerekirse, Bizans İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve geçen yüzyıllımızın son İmparatorluğu sayılan SSCB aynı akıbete nail olmuştur… 
